Türkiye’deki 1200′ü aşkın turistik tesiste, bir yılda tüketilen toplam yiyecek miktarı 1 milyon tonu, içecek miktarı da 600 bin tonu aşıyor.
Yolculuğumuz gece başladı. Ankara, Pozantı üzerinden gidiyoruz. Toros Dağları dört bir yanımız kapladı. Bolkar dağlarından beslenen Çifte han kaplıcalarının dağın eteklerinde yapılanmış tesislerinde konakladık. Şeker pınar kaynak sularını geçerek Pozantı’ ya yol alıyoruz. Tekir yaylasında temiz oksijeni bol hava ciğerlerimizi bayram ettirdi. Deniz seviyesinden 2.100-2900 metre yükseklikteki çam ağaçları kaplı tepelerden geçiyoruz. Hava çok sıcak değil yağmur çiseliyor. Gülek boğazını geçip Tarsus’ a vardık. Artık insanoğlunun tarihinin yazıldığı ilk yerleşim yerlerindeyiz. Tarsus Hıristiyan aleminin en önemli yerlerinden biridir. Aziz Jean Poll burada doğmuştur. Tarsus’ta şelalenin serinliğinde kiremitte alabalık yedik, tadına doyamadık. Cleopatra kapısı ve Eshab-ı Kefh (mağara arkadaşları) gezilerini yaptık. Kraldan kaçan 7 arkadaş ve yol göstericinin sığındığı mağarada 309 yıl uyuduktan sonra mağaradan çıkıp ekmek almak isteyince verdiği paranın geçerli olmadığını görüp tanrıya yalvarıp bizi bu kadar yıl uyuttun bundan sonra da insanlarla karşılaştırma diyorlar ve tanrı tarafından yukarı alındıkları söylenir. Dağın eteğinde yer alan ilginç mağarayı gezdik. Gezimizin ilk günü çok yorulmuştuk. Mersin’deki otelimize doğru yol aldık.
Her şey dahil sistemi ile çalışan 5 yıldızlı oteller ya da 1. sınıf tatil köyleri bizim tatil anlayışımıza oldukça uzak. Daha önce bu tür yerlerde de tatil yaptık ama deneyerek gördük ki biz daha rahat olacağımız, yemek yemek için insanların sürekli koşturmadığı, sıraya girme zorunluluğu olmayan sakin yerlerde tatil yapmayı seviyoruz.