Mardin Antik Kent

’ e gitmek için günler önceden programımızı ve hazırlığımızı yapmıştık. Pazar sabahı p erkenden yola koyulacak, saat dokuz gibi Kızı’ de arkadaşımız Süleyman’ ın evinde kahvaltı yapacak, sonrada ’ e inecektik. Yine programımız dahilinde kaç yeri gezdikten sonra öğlen yemeğini ’ de yiyecek, ve kaldığımız yerden gezimize devam edecektik. Nitekim öyle olmadı.

11. mart pazar sabahı saat sekizde hazır olduğum halde, Müzeyyen saat dokuz gibi anca alabilmişti beni. Diğer arkadaşları toparlamak için şehitliğe gittik. Orada da on onbeş dakika oylandıktan sonra anca yola koyulabildik. iki arabadan birini Müzeyyen kullanmak üzere ben, Candan, Özlem ve Zeynep bindik, diğer arabada ise Ramazan, Halil, Nisa, Nazan olmak üzere koyulduk yola. Eh gençiz oraya kadar pinekleyecek değiliz ya, açtık Demet Akalın’nın ”yok öyle sevmeden birini mantık evliliği…” hep ağızdan düğüne gider gibi, alkışlarla, şarkılarla kah yolda fotoğraf çekerek, kah diğer arabaya atışarak ’ e doğru ilerliyorduk.

Giderken yolda çok eğlendik ’ i geçtik ten sonra Kızı’ye gelince arkadaşımız Süleyman bizi yolun başında bekliyordu. Şimdi iki grup olmuştuk kızlar ve erkekler kızlar ayrı arabalarda gidecek, erkelerde ayrı. Usul öyleymiş, haremlik selamlık. Biz misafiriz kurallara da uyarız, neyse o.

Süleymanların evi Kızı’de tepenin üstünde tek ev, ağa evi iki katlı etrafı çam ağaçları kaplı ev itibari muhteşemdi tam tepede. Karşıda Suriye ve yakın her görünüyordu. Ailesi çok hürmetkar ve misafirperverdi, Bizim geleceğimiz duyan, birinci derece akrabaları orda bizi karşıladı. Büyükçe odaya k, tanışma ve hal hatır faslı faslından sonra yavaş, yavaş ilerleyen sohbette, Süleyman’ın küçük teyzesi, televizyonda oynayan dizilerden yakınıyordu ve;

-Bizi yanlış tanıtıyor medya. dizi filmi yada olay mal oluyor. Ve devam ediyor;

-Evet doğrudur, zaman zaman burada olabiliyor öyle töre olayları, ama bunları veya kültürüne mal etmek çok yanlış. Batı da yaşayan insanlar hepimize o gözle yorlar. , ve Ş. denince akla hemen töre cinayetleri geliyor ki?

Aslında gayette haklıydı.

Sohbet öyle uzayıp giderken Süleyman’ ın diğer teyzesi bize;

-Evin çevresini gezmek istermisiniz? Diye sordu tabi deyip fotoğraf makinamı p çıktım. Bizim kızlarla , evin etrafını gezdikten ve fotoğraflarımızı çektikten sonra, bayağı acıktığımız için içeri girmeye karar verdik.

Ben ve Zeynep önce içeri geldik. Sofra yavaş, yavaş hazırlanmaya başlamıştı. Açlıktan içimiz geçiyordu. Yalnız belirteyim hemen, kahvaltıyı iptal edip öğlen yemeğine gelmiştik. (Süleyman’ın isteği üzerine) Ağanın evine gelip te, şöyle güzel yemek yemeden gitmek, hoş olmazdı herhalde. Yemekte cevizli içli köfte, kuru fasulye, çiğ köfte, kıkırdak çorbası, ve kaburga dolması vardı. Yemekler o kadar lezzetliydi ki anlatamam. Sanırım hayatımda ilk defa bu kadar lezzetli içli köfte yemiştim.

Yemek faslı biter bitmez, köy nda erkek arkadaşmızı ağırlayan Süleyman geldi ve hazırsanız çıkalım dedi. Misafirperverliklerinden dolayı Süleyman’ ın annesine, teyzelerine, halalarına çok teşekkür ettikten sonra, daha geleceğimizi de belirtip vedalaştık.

Bu arada Müzeyyenin abisi aramış, o da ’ dan ’e geçmiş bizi bekliyordu. Şimdi üç arabaya dağılarak ’e doğru yola koyulduk o kadar çok yemek yemişiz ki, arabada hiç sesimiz çıkmadı. ’ e varınca Müzeyyen’in abisinin ına gittik. O aç olduğunu ve yemek, yemek istediğini söyledi. Bizse manastırı görmek istediğimiz söyledik. Daha önce manastıra giden arkadaşlar kaldı. Gitmeyenler iki arabaya dağıldıktan sonra yola koyulduk.

Deyrul zafaran manastırındaydık. Çok büyüktü ve çok harika yerdi, her insanın gidip görmesi gereken . Önümüzde rehberimizle manastırın içini dolaşıp, hakkında bilgi yorduk. Gerçi her taraf restorasyon İçerisindeydi ama ne yapalım ’e gelip böyle yeri görmeden gitseydim, içimde kalırdı. Manastırı gezdikten sonra, ’e geri döndük.

Arkadaşları da alarak Kasımiye medresesine gittik. Ama ne? Orada da restorasyon vardı, ve içini iyice gezemedik. Medresenin girişinde, var ve içi bozuk parayla doluydu. Söylenenlere dilek tutulup, bozuk parayı havuzun üstüne yanlama durarak atacaksın. Eğer para sekerek havuza girerse, dileğ olmuş demektir :) Neyse dışarı çıkıp, boncuk bileklik satan çocuklardan birerde bileklik aldıktan sonra, tekrar ’e döndük.

Arabalara uygun park yeri bulduktan sonra, çarşının başından başladık yürümeye. için söylenen güzel söz vardır. ”Gece gerdanlık gündüz mezarlık” diye. Aynen öyle kent gö bilir. ama insanları gayet sı kanlı misafirperver ve modern. ’ de istediğ her türden gümüşü bulabileceğ, çok şık gümüşçü dükkanları var.

Çarşıda ilerlerken arkadaşn tavsiyesi üzerine otele girdik. (Erdoba evleri) ama antik ikinci na, terasına çıktık, ayaklarımız nda. O kadar güzel manzara vardı ki. içi muhteşemdi. içini gezdikten sonra, bizim arkadaşlar içerde şark usulü odada dinlenmeye çekildiler. Bense terasta oturmayı tercih ettim. O muhteşem manzara dururken, içerde otururmuydum? Biraz sonra Candan sonra Süleyman ve en son Nisa da ldı bize.

Akşama doğru toparlanıp yine çarşıya indik arabalara doğru gidiyorduk yetiştiğimizde artık vedalaşmaya başladık. Süleyman Kızı’ye Müzeyyen’in abisi D.r’a bizde Mazıdağ’a gitmek üzere yola koyulduk.

Akşamın ilk ışıı yanmıştı bile. Karanlıkta ilerlerken, taraftan da müziğin sesiyle, ’den çıkıyorduk. Diğer arabadan arayan arkadaşlar, ileride çay bahçesi olduğunu söyleyip biraz oturmayı önerdiler. Müzisyen arkadaşımız Halil’e zorla getirttiğimiz sazını bagajdan çıkarıp, çay bahçesine doluştuk. Dışarıda bizden başka kimseler yoktu. Garson demlik çayımızı ve bardaklarımızı masamıza koyup gitti. Kendin doldur, kendin iç hesabı :) ve fasıl başlıyordu. Halil taraftan bağlama çyor, taraftan da şarkılar söylüyordu. Bizde eşik ediyorduk. Saat yedi bucuk gibi, tekrar toparlanıp yola koyulduk.

Etraf karanlık olduğu için, hiç yeri göremiyorduk. Şoförün (Müzeyyen) ında oturan muavin (Zeynep) müzik tarzını poptan slowa çevirmiş ve bizde kafalarımız birbirimize yaslamış, Mazıdağ’a doğru gidiyorduk. Yirmi dakika yada m saat sonra Mazıdağ’a varmıştık.

Arkadaşımız Özlem (çoko)’ nun ailesi bizi dışarıda karşıladı. Tanışma faslından sonra, yukarıya çıkıp m saat yada saat oturduk. Çaylarımızı içtikten sonra ”yolcu yolunda gerek” diyerek tekrar yola koyulduk. Şimdi gideceğimiz malumdu artık,

Evet güzel ’dı. Arabada kah pop çyor, neşeleniyor kah slow çyor hüzünleniyorduk. Derken ’ın ışıı görünmüştü ufuktan. Bizim arkadaşlar açıkmışlardı. Ben onlara, Süleymanlara gidip öğlenden kalan içli köfte ve kaburga dolmasını yemeyi önersem de :) onlar yemek için ofise, bense dinlenmek için evime döndüm.

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=30553

Post a Comment

Your email is never published nor shared. Required fields are marked *
*
*
Anahtar Kelimeler: Mardin Antik Kent , Mardin Antik Kent Otel, Mardin Antik Kent Oteli, Mardin Antik Kent Otelleri, Mardin Antik Kent adresi, Mardin Antik Kent bilgileri, Mardin Antik Kent Otel Rehberi, Mardin Antik Kent Otel bilgileri, Mardin Antik Kent Otel, Türkiye Otelleri,Türkiye Otel Rehberi,Turkiye Otelleri,Türkiye Turları, Şehir Turları, Oteller, Online Rezervasyon
Türkiye Otelleri,Türkiye Otel Rehberi,Turkiye Otelleri,Türkiye Turları, Şehir Turları, Oteller, Online Rezervasyon TopOfBlogs